Fotoğraf ve Algı Üzerine

Bir mimarı örnek alalım.. Fotoğraf çekmesi bizlere göre gayet normal, olağan alışılabildik gelir. Çok fazla gözümüze batmaz ya da yadırgamayız…
Bir iç mimarın detaylara gösterdiği ilgi ve alakayı, tezat ve uyumu fotoğraflarında görmemiz her daim mümkündür.


Peki ya bir çiftçi, uzun yolculuklar yapan bir kamyoncu abimiz…

Açık söylemek gerekirse son verdiğim örneği ben de ilk gördüğümde çok şaşırmıştım.  İlk şaşkınlıktan sonra takdir etmek ile hayranlık arasında bir çizgide kalıyor bünye…
Farklı meslek gruplarından yada kültürlerden oluşan toplumca kabul edilmiş bireylerin fotoğraf çekmiş olması biraz şaşkınlık ile karşılanıyor olsa dahi zamanla alışılmayacak bir durum değil.. Peki bu durumda bizi cezbeden nedir?
Olaya ister pencere diyelim ister açı diyelim ya da kadraj her ne ise…
Bütün bu açıklamaların sonunun algıya çıktığını çok net görebiliriz.
Artık yazıları takip edenler teorik bilgiler ile bunaltmayacağımı anlamışlardır.


Bu algı dediğimiz olay, nesne ve olaylar özellik ve çevreleriyle güzelce işleyip harmanladığımız bir oluşumun öğrenme, hafıza ve beklentiler ile yoğrulmasıdır. Bizim daha çok haşır neşir olduğumuz kısım ise görsel algı tarafıdır. Nesneler ve fonlar arasında kıyaslama yaptığımız, kontrastları oluşturduğumuz biraz bilişsel az da kültürel yapıları harmanladığımız kısımdır.
İşin bu kısmında klasik bazı görüşleri rafa kaldırmak kanaatindeyim..
Görsel algı denildiğinde akla ilk sürreal yada güzel sanatları barındıran çalışmalar gelir.. Peki ben bu görsel algımı sokakta kullanamaz mıyım?  Yada 2 boyutlu olan bir düzlemde istediğimiz şekilde manipüle edemez miyim?


Peki, iki fotoğrafçı bir portreyi tamamen birebir aynı şekilde mi çeker?

Sanırım bu konunun biraz daha gündemde kalması gerekecek…

Önümüzdeki günlerde bu soruların cevaplarına da bakmakta fayda var…